SEVGİ
Sevgi, evliliği ayakta tutan temel duygulardan biridir. Eşlerin birbirlerine sevgi duymadığı evlilikler, ya sağlıklı yürümez ya da biter. Evlilikte sevginin olması kadar, eşler arası iletişimde karşılıklı olarak ifade edilmesi ve her iki tarafında da bunu algılaması önemlidir. Çünkü bütün duygular gibi sevginin de ifade edilişi ve algılanması kişilerin karakterine, kişiliğine, alışkanlıklarına, yetiştirilme tarzına vs. bağlıdır. Kısacası sevginin de kişiden kişiye değişen dilleri, renkleri vardır. Sevginin ve sevgi dillerinin tohumları küçük yaşlarda atıldığı için, çocuğa da sevginin ve sevgiyi ifade etmenin öğretilmesi gerekir.
Yapılan bir araştırmada, mutlu evliliklerin üç özelliğinin olduğu tespit edilmiştir. Bunlardan biri beraber zaman geçirmek, diğeri takdir, yani onay sözcüklerini yeterli düzeyde kullanmak, üçüncüsü ise hizmet davranışıdır. Hizmet davranışına kadının, erkeğin bir ihtiyacını görmesini ya da erkeğin hasta olduğunda eşiyle ilgilenmesini örnek verebiliriz. Araştırmada çıkan üç ortak sonuç da, bir biçimde sevgiyi ifade etme dilidir.
Bir insanın, kendisine gösterilen sevgiyi algılayıp algılamadığını da, sevgi dili belirler. Mesela sevgi dili hediye almak olan bir kadın, eşine sevgisini ifade etmek için ona hediye alır. Erkek ise eşini sevdiği halde ona hediye almazsa, kadın sevilmediğini zanneder. Aynı kadın, aslında eşinin sevgi ifadesi olan onay sözcüklerini ise, iltifat olarak değerlendirebilir. Annesi babası tarafından dokunularak sevilen bir kişi, evlendiğinde fiziksel temasla sevilmeyi ister. Bu onun sevgi dilidir.
Şheaksper’in bir diyoloğu şöyledir "Kocam beni seviyor mu?" sorusunun cevabı, "Senin için yaptığı fedakârlıklara bak" şeklindedir = sevgi dili. Eşler sadece eşinin kullanacağı bir hediye alarak, hem kendinden hem de hediyenin fonksiyonelliğinden fedakârlık yaparak sevgisini gösterebilmelidir.
Eşinizle sizin sevgi dilleriniz farklıysa...
Karşı tarafın sevgi dili, fiziksel temas, hediyeleşmek, beraber zaman geçirmek, açık iletişim kurmak vs'den hangisiyse o dili fark ederek, o yoldan ilerlemek gerekir. Seni seviyorum’la sonuç alamayan bir eş (b) planına geçmelidir. Evlilik yüz kapılı saray gibidir, biri kapalıysa diğerleri mutlaka denenmelidir. Sevgi bazen sözle ifade edilemiyorsa davranışlardan çıkarsama yapılmalıdır.
Sevgiyi yaşama biçimi, kadın ve erkek fıtratına göre değişir. Erkek sevgisini cinsellikle birlikte yaşamak isterken, kadın cinsellikten ziyade göz temasına ya da fiziksel temasa öncelik verir. Erkeğin, cinsellik olmadan eşine sarılarak yatması, onunla göz teması kurması, "seni seviyorum" demesi, iltifat etmesi ve güzelliğini övmesi, kadınlar açısından önemli sevgi gösterme biçimleridir ve iletişimde sevginin canlı tutulması için gereklidir. Çünkü insanın fıtratında bulunan sevgi, beslenmezse, eşler arasındaki uyum ve iletişim ne kadar sağlıklı olursa olsun, zamanla körelir.
Nasıl ki bedenin giyeceklere ihtiyacı varsa, beynin de duyguları düzenleyen alanlarının sevgiye ihtiyacı vardır. Bu alanlar sevgiyle beslendiği için, sevgi olmadığı zaman beyinde bir boşluk hissi oluşur ve kişi sevilmediğini düşünür. Bu da kişinin yanlış adımlar atmasına, depresif bir ruh haline girmesine ve farklı arayışlara yönelmesine neden olur = duygusal ihmal. Erkek, eşini sevdiği halde ona sürekli ters davranıyor, bağırıp çağırıyorsa kadında sevilmediği şeklinde bir düşünce gelişir. Kadın sevildiğini bilse bile, kaçınılmaz olarak zamanla güvensizlik duymaya başlar.
KISKANÇLIK/GÜVEN/FEDAKÂRLIK
Sevgiden sonra, eşler arası iletişimi etkileyen en önemli duygular kıskançlık, güven ve fedakârlıktır. Bu duyguların iyi yönetilmesi gerekir.
Negatif bir duygu olan kıskançlığı yaşamak utandırıcıdır. Bu yüzden çok kıskanç kişiler, kıskanç olduklarını kabul etmek istemez ve bu duygularını karşı tarafa direkt olarak söyleyemez ve kişi devamlı eşini sorgular. Onun kendisini sevip sevmediğini test eder. Eşiyle arasında açık bir iletişim yoksa kadın, beyninde çeşitli senaryolar yazar ve kendisi de yavaş yavaş bunlara inanır. "Beni eskisi gibi sevmiyor, acaba hayatında başka biri mi var?" gibi düşünceler kadının psikolojisine hâkim olur. Sonuçta kadında eşine karşı güven duygusu zayıflar ve kıskançlık başlar. Böyle durumlarda eşteki ilgi azalmasını güven problemi haline getirmek yanlıştır. Bunun yerine "Eşim benimle eskisi kadar ilgilenmiyor, ilgisinin artması için ne yapmalıyım?" diye düşünerek çözüm yolları aranmalıdır. Karşı tarafın ilgisi yoğunlaştığı zaman sevgi de buna bağlı olarak artmaya başlayacaktır.
Kıskançlığa karşı açık ve net olmak gerekir
Kıskançlık, eşleri, kardeşleri, arkadaşları birbirine düşüren önemli bir duygudur. Ciddiye alınmalı ve akıllıca hareket edilmelidir.
Aşırı kıskanç eşe açık ve net davranmak gerekir. Örneğin, "Ben senin aklından geçen şüpheleri uyandıracak bir insan değilim. Bana güveniyorsan evliliğimiz devam etsin, güvenmiyorsan ayrılalım" şeklinde kararlı ve açık konuşulduğu ve davranıldığı zaman, bu tutum onda bir güven oluşturur. Yoksa, eşinin kendisine güven duymadığı bir evliliği sürdürmek her gün kızılcık şerbeti içmek gibidir.
Çatışmaya girmek yerine onunla sakin bir şekilde, ses tonunu yükseltmeden konuşmak gerekir. Kıskanç eşe "Sen beni sorguluyorsun ama bana güvenmiyorsan bunu ispatlaman gerekir" tarzında açık iletişim kurarak yaklaşılmalı ve kıskançlığının neden kaynaklandığı mutlaka öğrenilmelidir.
Kıskançlığın altından bazen cinsel açıdan kendine güvensizlik ve eşini tatmin edememe düşüncesi de çıkabilmektedir. Kişi aslında kendisini zayıf hissettiği için eşinin kendisini aldatacağı düşüncesine kapılarak basit bir mantık hatasıyla “eşim beni aldatıyor” kanaatine gidebilmektedir.
Bir kıskançlığa bir iyilik
Kıskanç eş aslında karşısındakine "Bana önem ver, bana değer ver" mesajını aktarır. Sevgi dolu bir bakış, eşine değer verdiğini gösteren bir hareket, ufak bir hediye, kıskanan eşin kendisini sorgulayarak "Ben haksızlık yapıyorum galiba" diye düşünmesini kolaylaştırır. Yani açık iletişim ve net tavır koymak gibi, iyilik yapmak da kıskançlığı azaltır. İnanç sistemimizdeki (kuran’daki) "Bir kötülük yaptığın zaman, hemen arkasından iyilik yap. Kötülüğü gidermenin en güzel yolu budur" anlayışından hareketle yapılacak iyilikler, kıskanç eşin kendisindeki hataları fark etmesini sağlayacaktır. Dolayısıyla eşlerin birbirlerine verebileceği en büyük hediye güven duygusudur. Güven duygusu ise fedakârlıktan ve sevginin canlı tutmasından beslenir...
Fedakârlığın da ölçüsü olmalı mı?
Fedakârlığın sınırı, fedakârlık yapılan tarafın kişiliğine göre ayarlanmalıdır. Karşımızdaki kişi nankör değilse, ona yapılacak fedakârlıkta sınır koymaya gerek yoktur. Bir kişi nankörse, küstahsa, hep kendi çıkarlarını düşünüyorsa, böyle bir kişiye yapılan fedakârlıkta mecburiyetin dışına çıkılmamalıdır. Çünkü bu kişiler hep kendilerine hayranlık uyandırmak ve almak isterler. Fedakârlık gördükleri zaman, bunu yapan kişiyi küçük ve saf gibi görmeye başlarlar. Böyle kişilere karşı fedakârlığa sınır koymazsak, o kişinin egosunu iyice şişirir ve kendini daha çok beğenmesine neden oluruz. Fakat gene de kadın evliliğim devam etsin diye tek taraflı fedakarlığını biraz da çocukları için sürdürmek isteyecektir. Ancak bunlar Allah indinde de karşılığı olan şeylerdir. İnsan namazla almayacağı sevap ve makamı sabrı ile alır. Velilerden Beyazıt’ı Bestami hazretleri namaza dururken hem kendisi hem de cemaat Kabe’yi görüp öyle namaza dururlarmış. Bir gün cemaat Kabe’yi göremez olmuş. Sormuşlar, hocam ne oldu, bir şey mi var? denilince, demiş ki; sormayın, eski bir hanımım vardı bana çok eziyet ediyordu, bende ona sabrediyordum, hem ben hem siz, Kabe’yi görüyorduk. Fakat şimdi o öldü. Yeni ve genç bir hanım aldım. Her sözümü tutuyor, bana da sabredecek bir şey kalmıyor, bu yüzden Kabe de görünmüyor, demiş. Bir canlı örnek de bir akrabam olan eşimin teyzesinin beyi asker emeklisi Metin abiden. Metin abinin babası küçükken vefat eder ve beş kardeş ortada kalırlar. Anneleri büyük bir gayretle bu beş çocuğu büyütür meslek sahibi yapar ve evlendirir. Yaşlı teyze geçtiğimiz yıllarda öldü. Aradan birkaç yıl geçince Metin abi rüyasında annesini görür. Rüyasında annesinin saçları up uzun olup yerlerde sürünmektedir ve diğer cennet kadınları onu ziyarete gelmişlerdir. Oğluna der ki, “oğlum buraya namazsız gelinmiyor!” İşte yetim yetiştirmenin Allah katındaki karşılığı cennettir. Eh, namaz da olursa daha garanti.
İşte dinin sabra teşvik ve mükafatı olmasa evlilikler daha çabuk bitebilir. Günümüzde namaz ve iman noksanlığını, bencillik, kolay elde etme, mücadelesiz hayat sürme isteği, her şeyi hazır bulma, en ufak bir anlaşmazlıklarda kişiyi evliliği kurtarmak için çaba göstermek yerine hemen ayrılmaya götürmektedir. Kolay bulunan kız arkadaşlıkları da çekici olmaktadır. Fakat asıl darbeyi çocuklar yemektedir. Eşimin ilkokulundaki sınıfında 22 öğrenciden 6 sı ayrılma modunda. Eşim şahsi gayretiyle ikisini bir araya getirdi. Diğer öğretmenlerin tavrı şu: Canım sorunlu koca çekilir mi? Ayrılsın gitsin. Toplumun bu affedilmez tavrını anlamak mümkün değil. Din, iki kişi arasını bulmayı sevap saydığı gibi bu konudaki birleştirici bir yalanı da hoş görür.
İş mi aile mi?
Sağlıklı bir aile yapısını bozan unsurlardan biri de, eşlerin iş boyutunda hırslı olmasıdır. Çağımızda bireylerin iki önemli hastalığı vardır. Biri bencillik, diğeri de lüks düşkünlüğüdür. Erkekler, kendilerini iş hayatına kaptırıp aileleriyle yeterince ilgilenmeyerek farkında olmadan bencillik yaparlar. Kadınlarda ise her şeyin en iyisine sahip olma hırsı vardır. Tüketimde ve iş hayatında hırs, hem aileyi hem de eşlerin ruh sağlığını olumsuz etkiler.
Hemen hemen her insanda, daha hızlı yaşama, daha mutlu olma, daha iyisini elde etme, başkalarının yapamadığını yapabilme arzusu vardır. Bu eğilim, insanoğlunun her alanda ilerleyebilmesi ve gelişmesi için şarttır. Burada bütün mesele, ölçüyü iyi ayarlamaktır.
Erkeğin önceliklerini şaşırarak, iyi baba, iyi eş ile iyi iş adamı olma arasındaki dengeyi bozması hırs sınırları içerisindedir. Aynı cümleyi kadınlar için de kurabiliriz. İş hayatına odaklanmış bir erkeğin veya kadının önceliklerini iyi belirlemesi gerekir. Eşlerin hedef piramidinin en üst noktasında, var oluş amacına uygun soyut idealleri olmalıdır. Bu idealin altında ise mutlu bir aile hayatı, iş hayatında başarı, insanlara faydalı olma gibi hedefler yer almalıdır.
Kendisini iş hayatına kaptıran kişi, vicdanına sık sık "Birkaç fabrikaya sahip olmak mı önemli, yoksa, topluma faydalı çocuklar ve gençler yetiştirmek mi?" diye sormalıdır. Ve bilmelidir ki iyi evlat yetiştirmekten daha büyük servet yoktur.
İLETİŞİMİN GÜCÜ / AİLEDE KRİZ YÖNETİMİ
Eşler, birbirleriyle iletişim kuramıyorlarsa ya da sürekli çatışmalı bir iletişim içindeyseler, yapmaları gereken ilk şey; birbirlerinin iletişim dilini öğrenmektir. Bu da, iki tarafın da "Şu ana kadar uyguladığım iletişim dili başarılı olmadığına göre başka bir alternatif denemeliyim" şeklinde kendini sorgulamasına ve çözüm için kafa yormasına bağlıdır. Eşler hep böyle zihinsel sorgulama içerisinde olurlarsa, doğru iletişim yolunu bulacaklardır. Mesela erkek, ailede güç ve kontrolün kendisinde olduğunu hissetmek ister. Bunun için eşinin kendisine "iyi ki varsın" diyerek yaklaşmasını bekler. Bu duyguyu alamadığı zaman, "güç ve kontrol bende" diyebilmek için sürekli eşini eleştirir. Eşi, eleştirilerinde haksız olduğunu söylediği zaman da, "bu evde kimse beni ciddiye almıyor" yaklaşımını sergiler. Böyle bir durumda kadın, eşinin eleştirilerine "Haksızlık yapıyorsun eleştirilerin yanlış, sen de söylesin, böylesin" diye karşılık verdikçe, çatışmalı bir iletişimden kurtulmak mümkün olmaz. Bunun yerine, kadın, iletişim dilini değiştirerek, eşine önem verdiğini hissettirme yoluna giderse, erkek de eleştirilerini azaltacaktır.
Kadın, biraz Hürrem Sultan olmalı
Çatışma ve krizlerde taraflardan birinin biraz alttan alması ve diğer tarafı yönetmesi, yönlendirmesi çok önemlidir. Gerek kültürel yapımız, gerekse aile içindeki rol dağılımı bu konuda fedakârca davranmayı daha ziyade kadına yükler. Siyasi sonuçlarını bir kenara bırakırsak, Hürrem Sultan'ın Kanuni Sultan Süleyman gibi bir padişahı yönlendirebilmesini buna örnek verebiliriz. Bilindiği gibi Kanuni, Hürrem Sultan'dan doğan ve kendisine isyan eden oğullarından birinin idam edilmesine karar verir. Hürrem Sultan, oğlunu kurtarmak için Kanuni'ye "Sen ne biçim babasın, nasıl oğlunu öldürmeyi düşünürsün" demek yerine, "Yüksek ruhlarda kin barınmaz, sen yüksek ruhlu bir insansın, affet oğlunu" der. Kanuni de bu sözlerden etkilenerek oğlunu affeder. Yani Hürrem Sultan, Kanuni'nin olumlu özelliklerini ön plana çıkararak, beklenmedik bir şekilde onun kararını değiştirmeyi başarır.
Akşam sendromu
Tıpkı Hürrem Sultan gibi, eşler evlilikte yaşanan sorunları çözmek için sürekli çatışmaya girmek yerine; karşı tarafın olumsuz özelliklerini bir kenara bırakıp olumlu özelliklerine odaklanmalı ve duygularına hitap etmelidir. Birçok sorunu çözmek için, güzel söz söylemek bile yeterlidir. Çünkü güzel söz, sevgiyi artırır. Dinen de sadaka sayılır. İnsanın güzel konuşabilmesi için de önce güzel görmesi gerekir. Güzel gören, güzel düşünür ve konuşur, güzel konuşan ise iyi ilişkiler kurar, çevresinde pozitif çekim oluşturur. İslam dininde de karı kocanın birbirine lütufkâr davranması esastır. Yani sadece kadının ya da erkeğin değil, ikisinin de birbirine lütufkâr davranması tavsiye edilir.
Dikkat eğitiminde kullanılan bir söz vardır; "Dur düşün, yap; dur, düşün, konuş." Bazı insanlar düşünmeden konuşurlar. Önce söyler, sonra düşünürler. Böyle durumlarda karşı tarafın ruhu yaralanır. Ruhu yaralanan kişi sessiz kalmayı tercih eder, kimseyle konuşmaz.
Ailede krizler fırsattır
Çincede 'kriz' kelimesinin iki farklı anlamı vardır; tehlike ve fırsat. Bir çatışma yaşayan eşler kendilerine, "Bu bana ne öğretti? Ben nasıl bir hata yaptım da böyle bir çatışma oldu? Çatışmanın tekrarlanmaması için ne yapmalıyım?" gibi sorular sorarak olayı analiz ederlerse, krizi fırsata dönüştürebilirler. Çatışmalardan ders almaya yönelik bu tarz yaklaşımlar evlilik için faydalıdır. Bu yüzden eşlerin, çatışma olduğunda kriz yönetimi uygulamayı öğrenmesi gereklidir.
Kadın-erkek ilişkilerinde bir sorun olduğu zaman, kadın bunun hakkında konuşmayı, sorunları ifade etmeyi ister, erkek ise içine kapanarak düşünmeyi tercih eder.
Kilit nokta: Psikolojik ihtiyaçlar
Kadının önceliği çocuklarını iyi yetiştirmek ya da ev işleriyken, erkeğin önceliği ailenin ihtiyaçlarını karşılamaktır. Her ne kadar evliliğin ilk yıllarında romantik duygular ön planda olduğu için her iki taraf da ilgisini birbirine yöneltse de, çocuk olduktan sonra kadının ilgisi çocuğa, erkeğin ilgisi işine odaklanır. Eşlerin birbirine ilgisi zayıfladığı için, iki taraf da evliliklerinde sevginin azaldığını düşünmeye başlar. Bu da aile içi çatışmaların daha kolay yaşanmasına neden olur.
Evliliğin ilk yıllarından 40'lı yaşlara kadar olan dönemde iş hayatı, erkekler için bir güç ve statü göstergesidir. Erkek çalışarak egosunu tatmin eder. Ancak bir erkeğin mutlu olabilmesi için işadamı, baba ve eş rollerini yaşaması ve uygulaması gerekir. En ufak bir çatışmada eşine, "Yediğin önünde, yemediğin arkanda, daha ne istiyorsun, sana rahat batıyor" diye yaklaşan bir eş varsa, aslında bu, kadının ve erkeğin psikolojik ihtiyaçlarının çatışmasıdır. Kadının psikolojik ihtiyacı paylaşmaktır. Kadın-erkek ilişkilerinde sorun olduğu zaman, kadın sorun hakkında konuşmayı, sorunları ifade etmeyi ister. Erkek ise içine kapanarak düşünmeyi tercih eder. Erkek eve geldiği zaman eşine vakit ayırmıyorsa, onunla konuşmuyorsa, kadının psikolojik ihtiyaçlarının farkında değil demektir. Bu durumda kadın duygusal bir ihmal yaşar. Zamanla duygusal travma ve ardından depresif durumlar gelebilir.
Kadına danışılabilir
Siyaset ve iş hayatında eşle olan ilişki düzeyi önemlidir. Her başarılı eşin arkasında ona mutluluk veren, onu destekleyen bir eş vardır. Akıllı bir işadamı işe alacağı üst düzey kişi için eşini de görüşmeye davet edebilmelidir. İslam’da danışma esastır ve eşlerle de yapılabilir. Hac yapmak isteyen Hz. Muhammed’e müşrikler izin vermemişler, bunun üzerine peygamberin geri dönüşe razı olmasına taraftar olmayan sahabi söz dinlemeyince eşi ona “Ya Rasulüllah sen kurbanını kes ve dön onlar seni takip edeceklerdir” demiş, bunun üzerine sahabi de uymak zorunda kalmıştır. Halk arasındaki “eşine sor ve tersini yap” anlayışının dinle bir alakası olmayıp tamamen safsatadır.
Danışarak ortak karar almak, hem kararın uygulamasını kolaylaştırır, hem de fikrinin sorulması kişiye değer verildiğini gösterir, mutluluk kaynağı olur. Ancak kadının duygusal olduğu, erkeğin ise kadına göre daha güçlü, olaylara karşı daha rasyonel değerlendirmeler yapabileceği ve basiretinin de güçlü olduğu kabul edilerek; danışmaya evet, ancak, son kararı erkeğin vermesi uygun olur. Allah kadın bir peygamber göndermedi. Kadından evliya olan da hemen hemen yoktur. Dinen erkek ailenin reisidir. Yani başkanıdır. Eğer iki tarafta benim dediğim olsun derse kargaşa çıkar, karar alınamaz. Bir kişinin ağırlık koyup karar vermesi gerekir. Kadın sevgi doludur, annedir, duygusaldır, oturur ağlar, onun merhameti ona taraf tutturur, adaletten uzaklaştırır. Erkek ise daha rasyoneldir, olaylar karşısında ezilmez, mantıklı düşünmeye daha yatkındır. Bu onu adalete de sevkeder. Osmanlı kadından hakim yapmadı, yönetici de yapmadı. Kadınlar özellikle özel zamanlarında psikolojik sorunlar yaşar. Bu onu sağlıklı düşünmeden uzaklaştırır. Örneğin kadın hakimler özel zamanlarında dosyayı erkek bir hakim arkadaşına takip ettirir ve o günlerinde karar vermez. Buna rağmen kadından başbakanlar, iş kadınları da çıkmış olabilir. Bunlar arizidir ve emsal saymak fıtratı inkar etmek olur. Bu bir aşağılama değildir. Sorun kadının yerinin ev olduğunu, eş ve anne olduğunu tabii fıtratın bu olduğunu söylemektir.
Kadın ve iş hayatı
Kadının çalışması da üzerinde durulması gereken en önemli sorunların başında gelir. Zamanımızda ekonomik sıkıntılar kadının da iş hayatına atılmasına hatta kariyer yapmasına yol açmış bu yüzden ekonomik özgürlüğe kavuşan kadın ailede söz sahibi de olur hale gelmiştir. Roller birbirine girmiştir. Bireyselleşmenin de etkisiyle basit bir krizde hadi boşanalım havası da hakim olmaktadır.
İslam da bir kadın dul kalmışsa ona bir iş verilebilir. Okuyup bilgili bir anne olması toplum için bir kazanç sayılabilir. Öğretmenlik gibi bazı mesleklerin kadın için ideal olduğu da söylenebilir. Ancak bütünüyle kadını iş hayatında görmek bir o kadar erkeğin de işsiz kalması anlamına gelir. Mutlak adalet yönünden bakarsanız, sınavı kazanan kız olsun erkek olsun farkettiremem diyebilirsiniz. Ancak işe alınırken sınav gerektirmeyen işlerde bir eve en az bir maaş girmesine dikkat etmek anlaşılabilir bir adalettir. Kadın, iş yerinde cinsel tacize uğramaktadır. Eşlerin birbirini aldatması için ayrıca baştan çıkarıcı bir ortam da oluşmaktadır. Dinen hatlarını belli etmesi dahi yasak olan kadının bütün çekiciliği ile ulu orta çalışması uygun değildir. Erkeğin gelirinin yeterli olması halinde kadın eve dönmeyi bilmelidir. Bir banka müdürü kızını işe koymak isteyen babaya “kızın güzel mi?” diyordu. Erkek sekreter çalıştıranlar bile tu kaka haline gelmiş durumda. Özet olarak şehirleşme ve ekonomik zorluklar kadını da iş hayatına itmiş ve erkeğin hakimiyetini de sorgular hale gelmiş görünüyor. Buna karşı çıkacak olan sadece din!dir. Bu yüzden dini emirlerin iyi anlaşılması, kadının kariyeri ne olursla olsun bunu ön plana çıkarmadan kacasına itaat etmesi aile birlik ve saadeti için gereklidir. Hz. Peygamber “sana secde edeyim mi? Diyen bir adama. Hayır bana secde edilmez, fakat eğer secde edimesini emretseydim, kadını kocasına ….secde etmesini emrederdim” demiştir. Bir hadiste de; “… namazını kılan, ramazan orucunu tutan, namusunu koruyan ve kocasına itaat eden kadın cennete girer” buyrulmuştur. Dinde itaat konusu bu kadar önemlidir.
Kadın genelde politik davranır. Siyaset yapar ve konuyu sürekli işleyerek erkeğe şartlandırma yapar. Erkek konunun sürekli gündeme gelmesinden rahatsız olur ve tek yapayım da kurtulayım şunun dilinden der. Bazen de bu şartlandırmaya inanır. Kadının dediği olmuştur. Bu yüzden akıllı bir erkek kadını susturmasını bilmelidir. Olayları iyi yorumlamalı vekonuyu yalnızca kadından dinlemek yerine karşı taraf varsa onu da dinleyerek adalet üzere olmalıdır.
Kadın ve israf, emanet mi, mülkiyet mi?
Kadın alış verişi sever ve lükse düşkündür. İyi yaşamak, çok şey tüketerek mutlu olmak ve beğenilmek onun mizacında vardır. Sorun bunun sınırının nerede olduğunu tesbit etmekte yatar. Televizyon reklamları şartlandırır ya da komşuda olanlar kadını cezbeder, moda onun hiç kaçırmayacağı bir şeydir. Bu giyim ve kuşamda olduğu gibi perdede koltuk takımında hatta biraz parası varsa yeni model bir araba almak da işin içine girebilir. Bu konuda frenleme işi erkeğe düşer. Dayanıklı olması ve ihtiyacın dışında kadını israftan sakındırması geekir. Bunun için yapışacağı slogan, ihtiyaç ölçüsü ve para dahil her şeyi emanet görme anlayışıdır. Eşyaya mülkiyet anlayışı ile yaklaşan birisine israfın ne demek olduğunu anlatamazsınız. Para benim, istediğimi alırım kim ne karışır diyen birisi israfın kapısındadır. Din ifrat ve tefrite kaçmadan ihtiyaçlar ölçüsünde makul bir harcamaya izin verir fakat lüksü kabul etmez. Ben “şu kanepeyi değiştirelim” diyen eşimle yeterli paramız olmasına rağmen ikibuçuk sene mücadele etmiştim. İslam’ın genişleyerek ganimetlerin çoğaldığı bir dönemde Hz. Peygamberin hanımları daha rahat yaşamak için bazı maddi isteklerde bulunurlar. Hz. Peygamber karşı çıktığı gibi vahiy de aynı yönde gelir ve onları azarlayarak Allah’ın gerekirse ona daha temiz eşler verbileceği belirtilir. Peygamber o mazbut ve sade yaşamını vefatına kadar aynı şekilde sürdürür.
Sevgiyi çekim odağı yapmak
Erkeğin işadamı rolünü, baba ve eş rollerinin önüne koymasının yanı sıra, ailesiyle vakit geçirmemesi de evlilikte psikolojik ihtiyaçların giderilmesine engel olur ve çatışmaları körükler. İşten evine dönen erkeğin, ailesiyle vakit geçirmesini engelleyen en önemli faktörlerden, gece geç saatlere kadar dışarıda vakit geçmeye sebep olan kahvehane kültürüdür.
Erkeklerin bazıları sessizliği, yalnızlığı, bazıları ise muhabbeti, sohbeti sever. Kadın, eşinin neyi sevdiğini bilir ve ona göre hareket ederse; örneğin eşine "Sen ne biçim erkeksin, çocuklarınla ilgilen, kahvehaneye gitme" diyerek yüklenmek yerine, evi çekim odağı haline getirmenin yollarını ararsa başarılı olur. Önemli olan karşı tarafta "işim bitsin de bir an evvel evime gidebileyim" duygusunu uyandırabilmektir.
Araştırmalar gösteriyor ki, kadın eşinin fiziksel güzelliğinden çok evinin güzel olmasını ister ve cinselliği değil de dostluğu arzular. Erkek için ise cinsellik ön plandadır ve ev ortamının fiziki görüntüsünden çok, huzurlu bir yuvaya sahip olmak ister. İki taraf da birbirine doğru adımlar atarak, yaradılıştan gelen farklılıkları bir noktada buluşturmayı başarmalıdır. Sürekli şikâyet ve iletişimsizlik, evi çekim merkezi olmaktan çıkarır. Unutmamak gerekir ki, en büyük çekim odağını sevgi oluşturur.
İlgi alanlarınızı tespit edin
Ailede eşlerden birinin iletişim kurmak istemesine karşın, diğerinin duyarsız davranması da krizlere neden olur. Bir bayan, kendisiyle konuşmadığı için eşine o kadar yüklenmişti ki, eşinden "Beni sağır ve dilsiz kabul et" cevabını almıştı.
Kadınlar ortada bir sorun yoksa bile, eşleriyle sohbet ederek, paylaşma, duygularını tatmin etme yoluna giderler. Kadınların erkeklerden çok konuşmasının nedeni budur. Erkekler ise bir problem olduğunda daha çok kendi kabuklarına çekilip sessiz kalma eğilimi sergilerler. Eşinin bu yönünü anlayamayan kadın ise kendisini yetersiz ve değersiz hisseder; kendine güvenini kaybeder.
Kadın, eşini kendi ilgi alanına çekmeye çalışırsa, onun savunmaya geçmesine neden olabilir. Dolayısıyla eşinin ilgi alanı neyse, o konuda konuşmaya çalışmalı; örneğin eşi politikayla ya da sporla ilgiliyse, evin içindeki sorunlardan bahsetmek yerine, güncel siyasi olaylar ve tuttuğu takımın maçları hakkında konuşmayı denemelidir. Eşlerin ortak değerlerinin fazla olmadığı bir birliktelikte, konuşma ve iletişim daha az, krizler ise daha çok yaşanır.
YAYGIN İLETİŞİM HATALARI
Tartışma olmayan evlilik yoktur. Herkesin çocukluğunda yazılmaya başlanan hayat senaryosu içerisindeki aktörlerin rol modelleri, kişilikleri aynı değildir. Dolayısıyla eşler zaman içinde iş hayatı ve çocukların da devreye girmesiyle farklı alanlara önem vermeye başlarlar. Bu yüzden eşler ezberlerindeki hayat senaryosunu değiştiremedikleri zaman "Eşim benim istediğim gibi davransın, benim kurallarıma ve şartlarıma uysun" şeklinde düşünmeye başlarlar. Bu da eşlerin birbirini değiştirmeye çalışmasına neden olur. Bu tutum yanlış olup eşlerin birbirini olduğu gibi kabul etmeleri ve ortak noktaları aramaları gerekir. Eşler arasındaki yaygın iletişim hatalarının temelinde bu tarz kişilik çatışmaları vardır.
Eleştiri, sevginin düşmanıdır
Evlilikte hâkim gibi olmak, yani ortada bir problem olduğu zaman "Acaba eşim haklı mı?" diye düşünebilmek sağlıklı bir iletişim için şarttır. İlişkilerde "Seni seviyorum"dan daha güzeli "Sen haklısın" diyebilmektir. Eşlerin gerektiğinde sorunlar karşısında birbirlerine "Sen haklısın" diyememesi zıtlaşmayı körükler ve sorun ne olursa olsun, taraflar birbirinin kişiliğini sorgulamaya başlar.
Erkek çözüm odaklıdır. Kadın ise sorunu çözmeyi hedeflemez, onu eşiyle paylaşmak ister. Erkek iletişimin bilgi aktarımı; kadın ise yalnızlığı giderme ve paylaşma boyutunu önemser. Bir başka deyişle, iletişimde erkeği sonuç, kadını ise süreç ilgilendirir. Örneğin, erkeğin yaptığı sekiz işten üç tanesi yanlış ise, kadın yapısı gereği yanlış olanlara yönelir ve bunları eleştirir. Erkek ise hatalarının söylenmesinden, kendisiyle buyurgan bir edayla konuşulmasından rahatsız olur.
Kadının bir sorun olduğu zaman konuşarak rahatlaması adeta şarttır. Bu yüzden, evde bir sorun yaşandığı zaman erkek eşini mutlaka dinlemelidir. Sorun çözülmeyecekse bile, rahat rahat konuşabilmek kadının psikolojik ihtiyacının karşılanmasını sağlar.
Eşlerin hatalara odaklanarak eleştirel bir dil kullanmak ve karşı tarafı yeterince dinlememek sevgiyi azaltır. Doğru yapılan işleri takdir etmek yani olumlu olana vurgu yapmak ise sevgiyi artırır. Bardağın dolu ve boş tarafı.
Eşinizin kişiliğini hedef almayın
Eleştiride dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de, karşıdaki insanın kişiliğini hedef almamaktır. Örneğin kadın, çocukları ihmal eden eşine "Sen gaddar bir babasın" diyerek onun kişiliğini hedef almak yerine, "Çocuğumuzla birlikte vakit geçirmen önemli, onu ihmal etmek doğru değil" tarzında yaklaşmalıdır.
Problemleri çözmeye çalışırken kullanılan dil de önemlidir. Eşinizle 'sen diliyle konuşmak, onun savunmaya geçmesine neden olur. Bunun yerine 'ben' dili tercih edilmeli; "Şu durum beni incitiyor" ya da "Böyle davranman beni kırdı" gibi ifadeler kullanılarak çözüm aranmalıdır. 'Sen' dilini kullanarak eşinizi değiştirmeye çalışmak, hem onun savunmaya geçmesine sebep olur hem de sorunu kişilik çatışmasına dönüştürür.
İnsan, doğası gereği her zaman değiştirilmeye tepki verir. Bu da, problemleri içinden çıkılmaz hale getirir. "Bize vakit ayırmalısın, bu senin görevin" gibi zorunluluk ifade eden cümleler kullanmak, uzun vadede olumlu sonuç vermez. Bu tarz bir hitaba maruz kalan kişi, sorun çıkmasın diye birkaç kere gönülsüz olarak eşinin istediğini yapar ama bunu devamlı hale getirmez. Eşinin değişmesini isteyen kişinin, "Birlikte nasıl vakit geçiririz?" diye düşünerek, buna uygun ortamlar hazırlaması, yani önce kendisi şartları hazırlayıp ondan sonra karşı taraftan özveri beklemesi daha sağlıklı bir iletişim tarzıdır.
Keşke' demek çözümsüzlüktür
Sık sık yaşanan sorunlar, kadında ya da erkekte zaman zaman pişmanlık duygusu doğurabilir. Pişmanlık duyup 'keşke' demek yerine sorun ya da sorunların nedenini bulup adım atmak gerekir.
Evlilikte eşleri pişmanlık noktasına getiren, eşlerin birbirlerine karşı sevgi, ilgi ve saygının (bunlara nezaket de eklenebilir) azalması yatar. Özellikle kadın için sevgi, ilgi ve incelikten yoksun bir evlilik adeta kabustur. Eşler "Ne yaparsam sevgiyi arttırırım?" sorusunun cevabını ne kadar çok düşünürlerse pişmanlıktan o kadar uzaklaşır, evliliği yoluna koymaya yaklaşırlar. Eşlerin 'keşke' kelimesini çok kullanmaları kadar, sorunlar karşısında ümitsizliğe düşmeleri de tehlikelidir.
Rastgele sözler zamanla gerçek olarak algılanır.
Tartışma esnasında taraflardan birinin, "Ben gidiyorum, evi terk ediyorum" ya da "O zaman ayrılalım" şeklinde bir tavra bürünmesi genelde onun gerçek niyetini temsil etmez. Bu sadece karşı tarafa, "ayağını denk al" ya "beni kaybedebilirsin" mesajını vermektir.
İnsanın söylediği söz ok gibidir, ağızdan bir kere çıktıktan sonra artık kontrol sahibinde değildir ve nereye gideceği kestirilemez. Çalışkan bir çocuğa bile sürekli tembel derseniz, bir müddet sonra o çocuk, buna gerçekten inanmaya ve tembel rolüne girmeye başlar. Bu yüzden bırakın tartışmaları, normal bir iletişim anında dahi şaka bile olsa "boşanalım, ayrılalım" gibi sözleri kullanmak doğru değildir. Buna din de izin vermez. Kızgınlıkla iki defa boş ol diyen birinin üçüncü bir şansı yoktur.
Eşinizin sırdaşı mısınız?
Muhakkak eşlerin başka hiç kimsenin araya giremeyeceği, kendilerine özel bir alanlarının, sırlarının olması gerekir. Kur'an-ı Kerim'de de eşlerin odasına çocukların bile izinsiz girmemesi, kapıların kapalı olması tavsiye edilir. Oysa genç evliler, evliliklerinin ilk yıllarında: annelerine ya da yakın bir akrabalarına başkalarıyla; paylaşılmaması gereken meseleleri anlatabilirler. Bu durum bir şekilde diğer eşin kulağına giderse, bu kez o da eşine karşı doğal davranamaz hale gelebilir ve diğer eşle kurulacak iletişim de sağlıklı olmaz.
Eşleşme/cinsellik biyolojiktir ama evlilik kültürel bir olgudur. Dolayısıyla sorunlar yaşayan eşler, evliliklerini nasıl sağlıklı yürütebileceklerini tecrübeli kişilerden ya da profesyonel danışmanlardan öğrenebilirler.
İnançlı insanlar ise bu bilgilenmeye ilave olarak evliliklerinde karşılaştıkları sorunlar karşısında Yaratıcı'ya yönelir ve en kötü durumlarda bile ümitsizliğe ve karamsarlığa düşmezler.
SONUÇ
Lokman Hekim'e "ilminin hikmetini neye borçlusun nereden öğrendin?" diye sorduklarında, "Körlerden öğrendim. Körler elleriyle yoklamadan hiçbir şeyi kabul etmezler ve kontrol etmeden adım atmazlar" demiş. Yani Lokman Hekim, sorgulayarak, muhakeme ederek, kontrol yaparak ilmini geliştirmiş. Aile içi ilişkilerde de kişinin düsturu bu olmalıdır. Kişi her olay karşısında zihinsel sorgulama yapmalı, olayın nedenine bakarak hareket etmelidir. Evliliklerinde zor anlar yaşayan eşler, duygusallığın olayları objektif bir bakış açısıyla değerlendirmeye engel olduğu unutulmamalıdır. Bu yapılmadığı zaman, en küçük sorunun bile krize dönüşmesi kaçınılmazdır...
En güzel evlilik en iyi bekarlıktan daha güzeldir. Kötü bir evlilik en kötü bekarlıktan daha kötüdür.