Sık Kullanılanlara Ekle Anasayfam Yap Sitene Ekle İletişim Rss
Mümin Şeker Gibidir-BAYRAM

Mümin Şeker Gibidir-BAYRAM

  Bu yazı 04 Eylul 2010, Cumartesi 14:22:34 eklenmiştir. 346 kez okunmuştur.
Yazar :
İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe hakkıyla iman etmiş olmazsınız.(hadis) Bu hadisle de müslümanların birbirini sevmelerinin imanın bir parçası olduğu bildirildi.


12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 Avşarlı Efe’den:

 

Aşık der incidenden

İncinme incidenden

Kemalde noksan imiş

İncinen incidenden

 

 

 

 

MÜ’MİN ŞEKER GİBİDİR = BAYRAM

 

 

BAYRAMINIZ MÜBAREK OLSUN

 

 

Sevgili okurlar, 

 

Mü’minler kardeştirler.(hucurat 10) Bu ayetle İslam kardeşliği kasdedildi.

 

Ve,

 

İman etmedikçe cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe hakkıyla iman etmiş olmazsınız.(hadis) Bu hadisle de müslümanların birbirini sevmelerinin imanın bir parçası olduğu bildirildi.

 

Ayet ve hadisleriyle bize sevgi ve barış içinde olmamızı rahmetinin bir tecellisi kılan, sevgiyi imanın bir parçası sayan Rabb’imizin, “Oruç sırf benim içindir. Onun karşılığını da bizzat ben vereceğim” vaadi sübhanisinin tacellisini henüz görmedik. Fakat iftar - sahur arasında kulluk mekiği dokumayı nasib eden, bize “ güzel iş yapanların mükafatı ne de güzeldir” (ayet) prensibiyle söz veren Rabbimizin bizi gelecekte daha mesut kılacağı inancıyla bu bayramı idrak ediyoruz.

Kutlu ve mübarek olsun!...

Necip Fazıl, “Mü’min sıkıştırılmış şeker gibidir. Deryayı tadlandıracak güce sahibtir” der.

İyi inanmış, inancını tavırlarına ve davranışlarına da yansıtabilmiş bir insan, çevresi için bir rahmettir ve bir ölçüde etrafındaki herkesi de tadlandırır.

Alemin zübdesi (Hz. Ali’nin deyişi) olarak koca bir deryayı bile tadlandırabilir.

İşte bayramlar, kısalığına rağmen ilahi feyz ve bereketin doruğa ulaştığı, gecelerinde duaların kabul edildiği, gündüzünde insanların birbirini ziyaret ederek Allah’ın da razı olduğu afv ve tebessümle kardeşlik ve dostluğu fiilen yaşama geçirdiği barış ve huzur ortamıdır.

Bayramlar da kadir gecesi gibi dar bir alanda yoğun bir ilahi nazarı bağrında saklar. Sizin alıcılarınızı ihlas ve ihsanla Allah’a yönlendirebilirseniz gereken faydayı temin etmiş olursunuz.

Ulaştığınız muhabbet olsun

Emir hikmetle, hikmet muhabbetle tadlanır. Biraz muhabbet bu işin tadı, şekeridir.

Aşıkların sohbetinden muhmus kokusu gelir.

Her şeyin ötesinde “hele bir yola gir, seni bir alan bulunur”

Ne demişler,

Aşkın varsa can baş üzre gel beri,

Aşkın yoksa, dön kapıdan gel beri.

“Kişi odur ki kalbi elinde çarşıda gezer.” (lekeli olsa gezebilir mi?)

 

Mü’minin zamanı

 

Batılılar “Time is Money” derler.- Zaman paradır-

 

Mü’min ise “Time is my life” der – Zaman mü’minin bütün hayatıdır-

 

O, boş laf bilmez, lağv bilmez, öyle konuşan olursa selam der geçer. (Vakıa 25, Mearic) Cennette de boş konuşma yoktur(ayet). Zamanın hüsrana dönüşmesi mü’minde olmaz. “İnsan hüsrandadır” buyruldu, mü’min değil (Asr suresi). Dün geçmiştir, yarın ne olacağını bilmiyorsun, o halde bugünü doku. İşte mü’min günü işleyendir. Onun halısı kıymetlidir. Paha biçilmez. Peygamberin “Tepenin arkasında asker var” sözüne inanmıştır, tedbir alır, düzene girer, yer tutar, hazırlanır ve onun bu savaşı kazanacağı umulur. İnanmayan, onun için zamanın hüsranındadır.

 

Selam

 

Ayette zikredildiği üzere selam ya daha güzeliyle ya da aynıyla alınmalıdır. Selam duyurulmalıdır. “Selamün aleyküm”, müslümanın hem dünya hem ahiret selamıdır.

 

Hangi amel hayırlıdır? Diye soruldu. Rasulüllah cevaben “tanıyan tanımayan kimselere yemek yedirmen, ve ona selam okuman hayırlıdır.” Buyurdu.

 

Musafaha

 

“ Selamlamanın tamamı el sıkmaktır” – hadis –

 

“ Birbirinizle musafaha edin; kin ve hasedi, -kalbinizden musafaha- yok eder. Hediyeleşin; sevişirsiniz, aralarınızda buğuzlaşmak ve adavet kalkar.”-hadis-

 

“ İki müslüman birbirine mülakatında musafaha ederken, elleri birbirinden ayrılmazdan evvel Allah Teala her ikisinin günahlarını afuv eder.”-hadis-

 

Enes r.a. “evet huzur-u saadette musafaha vardı” dedi.

 

Bayram

Sevgili Peygamberimiz Medine’ye hicret ettiklerinde, Medinelilerin eğlendikleri iki günleri vardı. Peygamberimiz (s.a.s.);

“Bu günler nedir?” diye sordu” Medineliler;

“Biz câhiliyye döneminden beri bu günlerde eğleniriz” dediler. Bunun üzerine Peygamberimiz;

“Allah, size, o iki gün yerine daha hayırlı iki bayram vermiştir. Bunlar Ramazan ve Kurban Bayramlarıdır” buyurmuştur.

Ramazan bayramı, bir ay boyunca Allah için tutulan orucun arkasından verilen bir “genel iftar ziyafeti” hükmündedir ve bu anlamından dolayı ona “fıtır bayramı (iftar bayramı)” denilmiştir.

Ayet ve hadislerle bayram

Peygamberimiz (s.a.s.)’e bir sahabî gelerek kalbinin katılaştığını hissettiğinden şikayet etti. Peygamberimiz ona;

“Kalbinin yumuşamasını istiyorsan, yoksulları doyur ve yetimin başını okşa” buyurdu.

“Hz. Peygamber Mescidde iken bir bedevi Mescide girdi, namaz kıldı ve “Allah’ım bana ve Muhammed’e rahmet et, başkasına değil” şeklinde dua etti. Hz. Peygamber, bedeviye; Allah’ın geniş olan rahmetini daralttın...” buyurarak onu uyardı.

Yine bir bayram günü Hz. Aişe’nin, Habeşlilerin Mescid-i Nebevi’de kalkan mızrak oyunu oynadıkları bir sırada onları seyretmek için izin istemesi üzerine Hz. Peygamber ona izin vermiş ve “Tamam, yeter” deyinceye kadar beraberce bu oyunu seyretmişlerdir. Yani bayram bir oyun ve şenlik havasında geçmelidir.

Kadın sahabîler arasında kocası öldükten sonra sadece yetim kalan çocuklarını büyütmek ve yetiştirmek için evlenmeyen güzel ve iffetli bir hanıma işaretle bir hadis-i şerifte,

“Ben ve bu yanakları çökmüş (fedakâr) hanım, kıyamet günü cennette şu iki parmağım gibi yan yana beraber olacağız.”  buyurulmuştur.

Hz. Peygamber, mü’minlerin üç günden fazla dargın durmalarının uygun olmadığını belirterek şöyle buyurmuşlardır:

“Bir Müslümanın diğer müslümana üç günden fazla dargın durması helâl olmaz.”

Cenab-ı Hak, yakınlarla ilgiyi kesenlerin ahirette cezaya çarptırılacaklarını belirterek şöyle buyurmaktadır:

Allah’a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozanlar, Allah’ın korunmasını emrettiği şeyleri (akrabalık bağlarını) koparanlar ve yeryüzünde fesat çıkaranlar var ya; işte lanet, yurdun kötüsü (cehennem) de onlaradır.” (Ra’d, 13/25)

İntikam almak dinimize göre haramdır. İnsanı bu noktaya getirecek kin, nefret, haset ve benzeri duygular yasaklanmıştır.

“Bir kötülüğün karşılığı, onun gibi bir kötülüktür (ona denk bir cezadır). Ama kim affeder ve arayı düzeltirse onun mükâfatı Allah’a aittir. Şüphesiz O, zalimleri sevmez.” (Şûra, 42/40)

Daima af yolunu tutmak, mü’minin başta gelen özellikleri arasında sayılır. Bu konuda yine Kur’an-ı Kerim’ de şöyle buyurulur:

“Sen af yolunu tut, iyiliği emret, cahillerden yüz çevir.” (A’râf, 7/199)

Bu ayet nazil olduğunda Hz. Peygamber, ayetin açıklamasını Cebrail’e sormuş, o da şöyle cevap vermiştir:

“Allah, sana zulmedeni ve haksızlık edeni affetmeni, sana vermeyene vermeni, sana gelmeyene gitmeni” emretmektedir.

Allah Teala, Kur’an-ı Kerim’de, iyilik ve takvada yardımlaşmayı, günah ve düşmanlıkta ise yardımlaşmamayı emretmekte ve şöyle buyurmaktadır:

“...İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın..”(Mâide, 5/2)

Peygamberimiz (s. a. s.) şöyle buyurmuşlardır

“Ramazan ve Kurban bayramı gecelerini, sevabını ümit ederek ibadetle geçiren kimsenin kalbi, kalplerin öldüğü gün ölmez.”

Bayram günlerinde annemizin-babamızın ellerini öpüp hayır dualarını almalıyız. Dinimizde Allah’a ibadetten sonra anne ve babaya saygı ve iyilik emredilmiş, onlara karşı “öf” bile demek yasaklanmıştır. Bu konuda Yüce Allah şöyle buyurur:

“Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara ‘öf bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.” (İsrâ, 17/23-24)

Allah’a olan sıla

O’nunla olan sıla (iman ve onun gereğini yerine getirme), sılaların en güçlüsü ve insanı huzura ulaştıran bir sıladır. Kur’an-ı Kerim’de;

“Dinde zorlama yoktur; artık hak ile batıl iyice ayrılmıştır. Tâğutıı inkâr edip Allah ‘a iman eden kimse, kopmak bilmeyen sağlam bir kulpa sarılmış­tır...”  (Bakara, 2/256) buyurularak, Allah’a kulluğa/imana yönelen kişinin, en sağ­lam yolu seçtiği belirtilmektedir.

Yakınlara sıla

Yakınların haklarını gözetmek, Allah ve Resûlü’nün ısrarla emrettiği şeyler­dendir.

“...Birbirinin mirasçısı olan akraba (rahim sahipleri), Allah’ın Kitab’ına göre birbirine daha yakındırlar” (En’am, 8/75)

“Kim, rızkının genişletilmesini, ecelinin uzatılmasını isterse, sıla-i rahm yapsın.” -hadis- buyurulur.

 

GIBTA HASET VE HAYIRDA YARIŞ ARASINDAKİ İNCE NOKTA

Gıbta, bir insanın, başkasının mazhar olduğu nimetlerin yok olmasını temenni etmeden aynı nimetlerin kendisinde de olmasını istemesi, diğer insanların güzel sıfatlarına ve mazhariyetlerine imrenmesi demektir.

Haset ise, “onda da olmasın, bana verilsin” demektir ve ibadeti yer bitirir -hadis-

Hasette; çekememezlik, hazımsızlık ve kıskançlık vardır. Gıbtada ise imrenme sözkonusudur. “Mü’min gıbta eder, münafıksa hasede girer” buyruldu (hadis)

Hz. Musa a.s. Cenab-ı Hak ile görüşmeye giderken kavmine bir istekleri olup olmadığını sorar. İçlerinden bir adam, bir eşek istediğini söyler. Musa a.s. görüşmenin arkasından adama der ki, “sen komşularının iki eşeği olsun diye dua edersen Allah sana da bir eşek vereceğini söyledi” der. Adam o kadar hasettir ki, “onların iki olacağına benim hiç olmasın” der.

Kibir ise, Allah’ın asla razı olmayacağı şeydir. O ancak Allah’ yakışır.

Yine Hz. Musa, Cenab-ı Hak ile konuşmaya gideceği zaman şeytanın da bir maruzatı olur ve der ki, “söyle Allah’a, artık beni affetsin” der. Hz. Musa görüşmenin ardından dönüşte durumu iletir ve der ki, “Allah, Hz. Adem’in mezarına secde edersen seni affedeceğini söyledi” der. Şeytan Hz. Adem’e o kadar kin ve haset doludur ki, kendini üstün görmeye devam ederek kibri onu engeller ve der ki, “ben ona sağlığında bile secde etmedim, kaldı ki ölüsüne mi? der ve şeytanlığa devam eder.

İki kimseye hasette (gıbtada) zarar yoktur. Servetini Allah yolunda bahşeden ve ilmi ile amel edip onu başkalarına öğreten adam (hadis).

Keşke ben de öyle olsaydım demek mahsursuzdur. Keşke ben de okul yaptırıp yüzlerce öğrenciye burs verseydim demek güzeldir ve sorun yaratmaz.

Yukarıdaki ikinci hadiste gıbta yerine haset kelimesinin kullanılması, gıbtanın çekememezliğe komşu bir ruh haleti olduğuna işaret sayılmıştır. Örneğin, arkadaş için “niye o çok şey biliyor da ben bilmiyorum” düşüncesiyle gizli rekabete kayarsa haddi aşmış olur, imrenme kıskançlığa dönüşür.

Gıbtadan da uzaklaşarak takdire razı olmalı, kaderi tenkit etmemeli, kimseyi rakip görmemeli ve kendini kemale yönlendirmelidir.

Meziyetlerin öne çıkması 

İnsanların her fırsatta şahsi meziyetlerini sayıp dökmesi, ferdi başarılardan sözetmek, başarıyı kendine mal etmek, başkasını çekememezliğe iter ve gıbta damarını kabartır. Bu yüzden bunlar da ayıp kabul edilmiştir. Yani kendinden menkul olmamak gerekiyor.

Bu yüzden sadakalar gizli verilmiş, bazı yerlere sadaka taşları yerleştirilmiş, sadaka için vakıflar kullanılmış, hem minnet etme, başa kakma ve hem de riya önlenmiştir. Gizli gizli, çuval çuval un taşıyanlar olmuştur.

Hz Ali efendimizin öldüğünde sırtının bir şeyler taşımaktan nasır bağladığı rivayet edilir. Fakirin ihtiyacı görülmemiştir bir gün. Haber gelir; Ali ölmüştür.

Herkes kendi rekorunu kırmalı.

“Felyetenafesil mütenafisun”(işte yarışacaklarsa insanlar, bu cennet nimetine kavuşmak için yarışsınlar)(Mutaffifin 26)

Hayırda yarışmaya teşvik var.(tenafüs=gıbta)

İşler bölüşülmeli, eller taşın altına konulmalı ve yapabileceğinin en iyisi yapılmalı. Böylece, semere de umumun malı olacaktır.

“Öyleyse durmayın hayırlı işlerde birbirinizle yarışın”(Maide 48)

Bu yüzden teşvik için hayrın açıktan yapılması mümkündür. Zekat ve sadaka gizlide iyi, fakat örnek olsun diye açık da olabilir. Buna şeytan müdahale edemez.

Mallarını gece ve gündüz, gizli ve açık hayra sarfedenler var ya, onların mükafatları Allah katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.(Bakara 274)

Hz Ebu Bekir, 40 000 dinarının 10 000’ini gece, 10 000’ini gündüz, 10 000’ini gizli, 10 000’ini açık tasadduk etmiş ve bu ayet nazil olmuştur.

Abdurrahman Bin Afv, 4 000 dirhem vermiş, Ebu Akil’de elindeki humanın bir avucunu evine saklayarak diğer bir avucunu da tasadduk etmiştir.

Sahabe, hayır yapabilmek için hamallık yapıp bir kısmını da sadaka olarak vermeye gayret ederdi.

AFFET Kİ AFFEDİLESİN

Dinin ruhunda sevgi vardır. Bütün mahlukatı kuşatan bu sevgi; insani münasebetlere de boyasını çalar. Yaratıcısıyla büyük bir ulviyet kesbeden insan, bu kez mahlukata dönerek onu Allah’ın bir sanatı olarak görür, alaka duyar, herkesi sever ve bütün varlığı şefkatle kucaklar.Yunus boşuna dememiş:

‘Elif okuduk ötürü / Pazar eyledik götürü l Yaratılanı hoş gör l Yara­tan’dan ötürü.

İman nuruyla aydınlanmamış bir talihsizin yönünü ise, kin, nefret ve düşmanlık duyguları istila eder. Bu kişi, kainatı matemhane, varlığı birbirine yabancı ve düşman gördüğü için, kendisi için de düşmanlar icat eder, tedirgin yaşar, herşeye karşı sürekli teyakkuza geçer. Fakat içerideki korku, onu ikiyüzlülüğe iter.

İçi kin ve düşmanlık kaynadığı halde sevgiden sözederler ve inanmadığı halde iyilikten, yardımseverlikten bahsederler. Bunlar düşmanın en yamanıdırlar.(Bakara 204)

Bir de tutarlı olmayan peygamber ve ahiret inancına sahip din görünümlü nasibsizler vardır ki, onlar da kendinden olmayana kin ve nefret duyar. Her yolu kendine çıkarır. Buna rağmen Hırıstiyanlar tevhid olarak bozuk olmalarına rağmen dinin, yardım, iyilik ve genel ahlaki özelliklerle ilgili hükümleri bir şekilde korunmuş ve devam etmektedir.

Yahudilerde ise bozuk tevhide rağmen iyilikler ve ahlak var, fakat bu sadece kendileri arasında geçerli, dışarı karşı an acımasız katil ve en insafsız banker onlardır.

 

Mü’mindeki Kafir Sıfatı

Kin, nefret ve benzeri kötü duyguların yalnızca kafirde olduğu; şefkat, alaka, bağra basma, affetme gibi iyi duygularınsa mü’minde olduğu bilinmesine rağmen, bu duygular zaman zaman yer değiştirebilir.

Örneğin, gıybet, yalan ve iftira birer kafir fiilidir. Fakat müslümanda şeytanın bu tuzağına düşebilmektedir.

Bunun tersine olarak imanı tadmamış olan biri de çok saygılı, yalan söylemez, hiç kimseye iftira atmaz, varlığı yaratıcının sanatı olarak görüp ilgi duyabilir.

İşin aslında, mü’min hangi nefs seviyesine çıkarsa çıksın, aşağıdan nefsi emmareden bir bulaşık daima bulunur. Kalbe gelen düşünceyi uygulamaz da karşı da koyarsa “ senin için şunu yaptım” diyebileceği bir sevgi dili oluşur ve ilahi ikrama mazhar olur.

İstek ve arzu, nefsin islah olmamış tarafına, boşluğuna gelirse, nefis, şeytanla işbirliği yapar ve eylem=günah ortaya çıkar, kalp lekelenir. Bunun temizlenmesi vakit geçirmeden tövbeye sarılmakla olur. Tekrar aynı yerden ısırılmamak için tevbede verilen söz gereği irade ve idrak, o yönde telkinde bulunarak (zikrin de yardımıyla) islah ve af yoluna gidilir.

BU HADİSLE AMEL EDEN ASLA NİFAKA GİREMEZ

Değerli okuyucular şu hadisi amel etmeye uygun bularak sizin için seçtik.

“Rabbim bana dokuz hasleti emretti:

1- Gizli ve aşıkarede  Allah’tan korkmamı, ( İnsanlardan korkmayın benden korkun (maide 44) amel etmek farzdır.

2- Gazab ve rıza halinde hak ve mutedil sözler söylememi,(ashabı kiram “nerde olursak hak ve doğruyu söylemek üzere bey’at ettik”diyerek taahhüt ederlerdi. Amel etmek farzdır.)

3- Darlık ve bolluk hallerinde iktisat etmemi,( iktisatla hareket eden fert veya toplum, kesinlikle fakir olmamıştır.-hadis-)

4- Benden alakayı kesen akrabama sıla etmemi,

5- Beni mahrum edene vermemi,

6- Bana zulmedenden afuvla vazgeçmemi, ( 4, 5, 6 ile ilgili üç hükümle ilgili olarak Rasulüllah “üç haslet var; kimde bulunursa Allah Teala kolay bir hesapla onu muhasebe eder ve cennetine sokar.” Buyurunca, nedir onlar ya Rasulüllah denilmesi üzerine “senden sıla-i rahimi kesene sıla edersin=et. İyiliklerinden seni mahrum eden kimseye verirsin=ver. Sana zulmedeni afuv edersin=et” buyurdu.)

7- Sükut halinde düşünmemi, söz etmemde zikretmemi,

8- Şu aleme ibretle bakmamı, (“Ben kulumla beraberim; zihninde beni hatırladığı=düşündüğü ve dudakları Beni anmakla kıpırdadığı müddetçe” hadisi kutsi.)

9- Ve marufu emretmemi”(Taberani)

Bu hadisle amel eden asla nifaka giremez. Nifaka girmezse şirk ve küfre de giremez. Nifaka girmezse kibirlilik de etmez, hiç bir mahluka hor bakmaz. Çünkü nifak ve kibirlilik, kalb ve ruha zehirdir. Nifakın alameti ise münafığın alameti olan; “emanete hiyanet, yalan konuşmak, ahidi bozmak, ve kavgada aşırı söz söylemek”dir. –Hadis-Buhari, Müslim-

NEDEN BU DÜNYADA AFFETMEK GEREKİR?

Bu dünyada insanların birbiriyle helalleşmeleri ve birbirini affetmeleri kolaydır. Birincisi bu dünyada, ahiretin zorluğunu henüz bilmiyordur. İkincisi ise, ayeti kerimelerde, suç ve hakkın affedilmesi halinde Cenab-ı Hakkın bunu affedenin kendi günahlarına keffaret olacağını bildirmiştir.(Maide 45)

Bir başka yerde, haksızlığın karşılığının, ancak yapılan kadar olabileceği, fazlasının helal olmayacağı, ancak affederse onun mükafatının Allah’a ait olacağı bildirilir.(Şura 40)

 Mü’minun 96’ıncı ayette, kötülüğü iyilikle savması emredilir.

Ahirette ise durum tamamen değişiktir. O gün herkesin bir derdi varadır. Ve kişi, ana, baba, kardeş, eş ve oğullarından kaçmaktadır. (Abese 37-40) kimsenin hakkını bağışlaması sözkonusu değildir. İçinde bulunduğu ihtiyaç durumu, onu buna zorlar. Çünkü herkesin kendine yetecek derdi vardır.

İşte Allah c.c. hakları bu dünyada ödeşmeyi, kendi vereceği ikramlara ve onu affetmeye bağlayarak (Nur 22) merhamet etmiş ve toplumun kin ve nefretten sevgi ve barış ortamına sevketmiştir. İşte bu O’nun merhametidir.

Afta tek sınır, İslam’a karşı düşmanlık yaparak ömür geçirmiş, Allah düşmanlarını affetmek kimsenin haddi değildir. Kişi ancak, diğer hakları hak sahibine havale ederek “kendi hakkımdan vazgeçiyorum” diyebilir. Peygamber efendimiz böylelerine kendi hakkını affetmiş ve sonradan gelen ayet üzerine cenaze namazlarını kılmamış ve mağfiret de dilememiştir. Affetmek, Rasulüllahın ahlakındandır. Bedir, Uhut ve Hendek savaşlarında kendisine ve müslümanlara eziyet edenleri İslama girince affetmiştir.

Ayette “ insanlara yumuşak davranman da Allah’ın merhametinin eseridir. Eğer katı yürekli, kaba biri olsaydın, insanlar senin etrafından dağılıverirlerdi. Öyleyse onların kusurlarını affet, onlar için mağfiret dile ve işleri onlarla müşavere et. Bir kere de azmettin mi, yalnız Allah’a tevekkül et. Allah muhakkak ki kendisine dayanıp güvenenleri sever.(Al-i İmran 159) buyurulmuştur.

 

SONUÇ

Bayramlarda da yemek yedirmek, fakiri fukarayı gözetmek, kabir ziyareti, eş dost konu komşu ziyareti, sıla-i rahim, yetimleri ve huzur evlerini ziyaret, gurbettekiler gelememişse onlarla haberleşme, ilişkilerde bir pekişme ve sevinçle sonuçlanır, toplumsal barış da bu şekilde gerçekleşir.

Akraba ve komşularla tebrikleşerek, karşılıklı sevgi ve saygı duyguları aktarılmalı, karşılaştığımız herkesle selamlaşarak tebrikleşmeliyiz. Tanıdıklarımızı ziyaret ederek hatırlarını sormalı ve gönüllerini almalıyız. Hastanelerde ve evlerde yatan hastaları ziyaret   etmeli, şifâ dileklerimizi sunmalıyız. Yetimlerin ve kimsesiz çocukların başını okşamalı, onlara anne ve baba gibi davranmalıyız. Çevremizdeki yoksullara ve bakıma muhtaç çocuklara yardım ellerimizi uzatmalı, onların da bayram sevinci yaşamalarını sağlamalıyız. Bizden hayır dua bekleyen geçmişimize dua etmeli, hayır ve hasenatta bulunmalıyız. Tanıdıklarımızdan dargın olanları barıştırmaya çalışmalı ve aralarını bulmalıyız. Çocuklara hediyeler dağıtmalı ve onları sevindirmeliyiz.

Devlet, pahalıya yetimhane açacağına, daha ucuza onların bir aile yuvasında sevgi ile bakılması için yasaları kolaylaştırmalıdır. Hanım kardeşlerimiz de eve bir çocuk daha gelmesine ayak dirememelidir. Cennetin kapısı işte buradadır!

Bayram günleri sevinç günleridir. Bu günlerde sevinçli ve güler yüzlü olmak tavsiye edilmiştir. Ashâb-ı kiramdan Ebû Zer, Peygamberimizin kendisine bu konuda şu tavsiyede bulunduğunu rivayet eder:

“Kardeşini güler yüzle karşılamak gibi en ufak bir iyilik dahi olsa onu hor görme.”

Birbirine gülümseyen iki kişiye yüz rahmet iner. Bunun doksan dokuzu çok gülümseyene verilir. Bir gün veli zatlardan biri, birisiyle konuşurken yüzünü biraz ekşitmiştir. Sorulduğunda “sevabın çoğunu o alsın diye öyle yaptım” demiştir.

Bir gün insanlara çorba içmeleri için uzun uzun kaşıklar verilmiştir. Fakat bir türlü kaşığı çevirip de içemezler. Hep birbirine takılmıştır. Bu kez aynı sofraya dervişleri oturturlar. Onlar şöyle yapar. Çorbayı alır, kaşığı karşıdaki arkadaşına uzatır…

Bir sahabi, misafirine yedireceği yemek sınırlı olduğu için lambayı kasten kaza süsüyle söndürür ve karanlıkta yer gibi yaparak yemez, ve yemeği ona yedirir.

Evliya ullahtan bir zata sormuşlar. Biz sahabeyi görseydik ne zannederdik? Deyince, demiş ki, siz onları görseydiniz deli zannederdiniz. İlave etmiş, onlar da sizi görseydi kafir zannederdi.

Onun için ayette, onlar ki başkalarını kendi nefislerinden üstün tutarlar sözü bize değil, sahabiye geldi.

Rasulüllah’ın “bu mübarek kelimeler senin dünya ve ahretine ait bütün dileklerini toplu olarak ifade eder” dediği bir dua: allahüm mağfirli verhamni ve afini verzukni. Allahım beni bağışla, beni esirge,ve bana afiyet ver ve beni helalinden rızıklandır”

Nice Bayramlara !..

 

 

 


Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
YORUM YAPIN SÖZ SİZDE!
tahir
allahın ordularını kimse bilmez
YAZINIZI OKUDUM. UZUN OLUNCA DARALMA ZÜLMÜ DE ORTADAN KALKIYOR.SİZİ ANLIYORUM. SİZ BİR ŞEYİ SÖYLEMEK KADAR ONUN ANLAŞILMASI DA ÖNEMLİDİR YAKLAŞIMIYLA KONUNUN BÜTÜN YÖNLERİNİ İZAHA YÖNELİYORSUNUZ BU DA İŞİ UZATIYOR. O ZAMAN ÜŞENGEÇ BİR OKUYUCUYA DÜŞEN BAŞLIK SEÇMEK. SİZİN ARAŞTIRMA YAPARAK KAZAN KAYNATMANIZI DESTEKLİYORUM. İSTEYEN BİR TABAK ALSIN ŞİFA NİYETİNE. SİZ BALIK GİBİSİNİZ, BALIK SUYA DOYAR MI? BİLGİYİ ALLAH'TAN BİLİYORSUNUZ Kİ PAYLAŞIYORSUNUZ, HİZMETE DE VESİLE OLUYOR. NAMAZDAN ALAMAYACAĞINIZI BURADAN ALABİLİRSİNİZ. HATANIN BAŞI HATA YAPMAKTAN KORKMAKTIR. ALİM CESARETLİ DE OLMALI Kİ ZULME O KARŞI ÇIKACAK ÇÜNKÜ. SENDE BU CESARET VAR. KILICIN KALEMİN OLMUŞ ZÜLFİKAR GİBİ İKİ YÖNLÜ KESİYOR. ALLAH SANA BU CİHADINDA YARDIM EDECEKTİR. ALLAHIN ORDULARINI KİMSE BİLMEZ. HAYIRLARLA KAL..


Adınız (Yorumda görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
 

Diğer Yazıları
 
 
Diger anketlerimiz için tıklayın...
Gazete Oku
Türkiye geneli yol durumu hakkinda güncel bilgiler
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
 
biatlon, sektörel çalıştay, okul polisi, mucur köme festivali, rektör, ibrahim kaya, elektrik, emniyet müdürü, Küçük K'nın katil zanlısı tutuklandı, emniyet, kırşehir ağız diş sağlığı, kırşehirpolis meslek yüksek okulu, kırşehir ağır ceza reisi, aydın kahraman, kırşehir mezuniyet, kırşehir ptt soygun, huzurevi, kırşehirspor ligden düştü, pazar yeri, kırşehirde trafik kazası, kırşehir yunus emre anma etkinlikleri, suda , sokak hayvanı, şehit polis, kırşehşr, vali erden, kırşehir hurda araç, öğrenci bursları, kırşehir nevşehir arasındaki il polemiği, kırşehir haber,
 
© Copyright 2010 AnadoludanHaberler.Com
Her hakki saklıdır.
Css Design Group - Hakki KILIÇASLAN