Sık Kullanılanlara Ekle Anasayfam Yap Sitene Ekle İletişim Rss
TÜRKÇE VE KÜRTÇENİN MAKULİYETİ

TÜRKÇE VE KÜRTÇENİN MAKULİYETİ

  Bu yazı 01 Ekim 2010, Cuma 13:26:21 eklenmiştir. 252 kez okunmuştur.
Yazar :
Her lisan ilahidir, Allah vergisidir. İcat değil, vahyen verilmiştir. (Allah beyanı öğretti-er rahman) Yaşamak onların da hakkıdır. Anadilde öğretim yeterli bir yaşam sayılmaz. Eğitim de olmalıdır. Türkçe’yle birliktelik bizi birbirimize yaklaştırır, ayrıştırmaz. Ancak yalnız dil, ırkçılığı teşvik edebilirken, din onun Molla Kasımı olur. Diyet gibi birlikte verilmelidir.


12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Sevgili Okurlar,

 

Dil bir ülkeyi millet yapan temel iletişim unsurudur. Halk bütün kültürünü ona yükler. Onunla gelecek nesillerine birikimlerini aktarır. Hz. Adem a.s. yaklaşık bin lisan bilirdi ve bunu bütün çocuklarına bunları ayrı ayrı öğretti. Yani lisan, insanların birilerinin bir vadide değerlerinin diğer vadide önce işaretle sonra bazı simgelerle sonra da seslere yükledikleri anlamla oluşturdukları bir kültür değildir. Bu materyalist bir görüştür. Bunu kabul edemeyiz. Alak suresinin ilk beş ayetini iyi incelemek gerekir. “Allah insana bilmediğini öğretti” ayeti çerçevesinde bunu düşünmeli. Rahman suresinde ise “Allah insana konuşmayı (beyanı) öğretti” buyurdu. Bu ne demek?Lisansız bir konuşma olabilir mi?

 

 

Kuran; Allah’tan mana ve lafız olarak Cebrail Aleyhisselama verildi ve o, Arapça olarak Hz. Muhammed’e (sav) indirdi. Dolayısıyla manada, söylenmek istenen her şeyi ifade gücü varken, lisan bir semboller bütünü olduğu için sınırlıdır ve her istediğinizi anlatamayabilirsiniz. Bazı anlaşmazlıkların sebebi de lisanın sınırlılığındandır. Uluslararası anlaşmalarda da bu sıkıntılar çokca yaşanmaktadır.

 

 

Kültür değişmelerinde asla devrim yapılamaz.

 

Cumhuriyetin hedeflerinden biri de Osmanlı’dan gelen Türk – İslam sentezini inkar edip, onu Batı medeniyetine katmaktı. Yani özneden nesneye. Geçmişle bağların kesilmesi için dil öylesine bir hızla  değiştirildi ki dede – baba – torun birbirinden koptu ve geçmiş geleceğe bir şey veremez oldu ve arabesk bir toplum ortaya çıktı. Bunun gerekçesi ise “hakiki Türkçe’ye dönüyoruz” gibi yaldızlı fakat  ülkeyi, halkı nereye götüreceği bilinmeyen bir slogandı. Duygusal Arapça düşmanlığı. Şimdi ise, lisanımızı batı kelimeleri işgal ediyor, değişen ne?

 

 

Benzer bir durum Çin'de de yaşandı. Mao kültürel bir devrimle seküler bir konfüçyüzmi (neo konfüçyizm) uygulamak istedi fakat başarılı olamadı. Çünkü çok güçlü ve oturmuş bir medeniyetleri vardı. Halk havza şeklinde medeniyetlerini devam ettirmiştir. Kendi medeniyetlerinin disiplini ile kapitalizmin ekonomik artılarını birleştirerek dünya ekonomisinde ciddi şekilde küresel bir özne oluşturdu.

 

Kendi kültürlerini koruyarak Batı’nın ekonomik kurallarını alıp kullanan Çin'in başarısını biz ülke olarak gösteremedik. Ülkenin bunu aşamamasında kültürel olarak tercihlerini yanlış kullanmasının rolü vardır.

 

Bu tür temel haklar halka sorulmaz. Türkler PKK kızışmasından dolayı ve Cumhuriyetin rejime bağlı aydınları ve milliyetçiler buna karşı çıkacaklardır. Ama halk kavga etmez. Biz kız alıp verdik. Onlar bizim kardeşlerimiz. Onları bağrımıza basmalıyız. Bu sevginin bir ölçüsü de “bırak bende kendi lisanımı konuşayım, kendi kültürümü inkar etme, bunu lisanımla nesillerime aktarayım. Bu fırsatı bana ver. O zaman seni sever ve uymam kolaylaşır” olacaktır.

Öğretimden Eğitime

Öğretim yetmez. Eğitim olmadan o halk kendi kişiliğini bulamaz. Muhalefet’te de milliyetçilik, ulusalcılık baskın gen. Sorunları bunlar kilitliyor.

Son okul boykotu bir farkındalık yaratmadı da değil. Anadilde eğitim yapıldığı zaman sanki ulusal dilde eğitim yapılamayacakmış gibi algılanıyor. Bu yanlış. Kürtçe eğitim talebi gittikçe 'siyaset'in gölgesinde kalıyor. Halbuki uzmanlar 'pedagojik' boyuta dikkat çekiyor. Anaokullarından başlamak üzere çift dilli eğitim olabilir diyorlar. Bunun dünyadaki örnekleri var. Oysa uzmanlara göre anadilde eğitim politik olarak değil pedagojik olarak ele alınmalı. Uzmanlara göre eğitim sistemini çift dilli bir modele dönüştürmek mümkün.  

Din dilin Molla Kasım’ıdır

 

İşin aslı dil konusunu bir paket olarak görürüz. Yalnızca dil konusunu serbest bırakırsanız ırkçılığa doğru bir yol alabilir mi? Bu dahi tartışılabilir. Bunun yanına “din” konusunun ilave edilmesi lazım. Bunu başka türlü önleyemezsiniz. Bugün olduğu gibi Marksist Leninist’lerin ellerine düşerler. Onlar da ırkçılığa yönelerek senin kontrolünden çıkabilir değil, çıkar. İşte bu yüzden din ve vicdan hürriyeti konusu son anayasa değişikliğinde tam olarak halledilemedi. Yeni hazırlanacak anayasada bu konuyla beraber bir gelişme sağlanırsa herkese çok uygun olur.

 

Kalkınmanın hem maddi hem de manevi yapılması lazım. Bu iş ona benziyor. Hem dil, hem din beraber olmalı. Birbirini kontrol edip sınırlandırmalı. Kaldı ki Osmanlı, tebeasına dil mi öğretti? Ya da din mi dayattı. “La ikrahe fiddin” -Dinde zorlama yoktur- dedi ve adil vergi ve mahkemeyle onları kültürlerinde serbest bıraktı. İşte bu düşük vergiler, din de ve dil de hürriyet ve adalet onları Osmanlı’ya bağlı kıldı ve isteyerek müslümanlığı seçtiler. 

 

Lozan

 

Lozan’da azınlıklara tanınan haklar dolayısıyla bugün Ermeniler kendi anadillerinde eğitim yapıyorlar. Alman okulları, Amerikan kolejleri ne yapıyor? Galatasaray, Boğaziçi, ODTÜ ne anlama geliyor?

 

Fakat bu anlaşmada Kürtler azınlık sayılmadı. Ana unsurlardan sayıldı. Ama bunun anlamı yükselen değer Türkçe diye, Türkçe dayatmasına dönüşmemeli.

Dinin Dile Bakışı

Konuyu bir de “Din” boyutundan ele alalım dedik. Hz. Peygamber’in 622 yılında en rahat ve güçlü olduğu bir dönemde, zorlama değil iradeyle, Yahudiler, paganlar ve müslümanlar arasında yaptığı ilk yazılı anayasa kabul edilen “Medine Sözleşmesi”nin konu ile ilgili bir kaç  boyutuna sosyolojik olarak değiniyoruz:

Medine Sözleşmesi Çok Hukuklu Sistemin Temellerini Atıyor

 

Medine Sözleşmesi ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, farklı hukuklara ve inançlara saygı göstermektedir. "Herkesin dini kendisine" algısıyla farklı dindeki insanlara empati yapılmaktadır. Medine Sözleşmesinde "Benim gibi yaşayacaksın, benim gibi düşünmeyen tehdittir" yorumlaması görülmez. İnsan Hakları Beyannamesinde bile bu husus bu kadar açık ifade edilmemektedir.

 

Medine Sözleşmesi Tek Tip İnsana Karşı Çıkıyor

 

Geleneksel hukuklara ve geleneksel birikimlere saygı gösterildi. Bu kural da bize Medine Sözleşmesinin tek tip hukuk ve tek tip insan oluşturma çabasının olmadığını gösterir. Her kavmi olduğu gibi kabul etmekte ama bir kamu düzenini oluşturmayı hedeflemektedir.

 

"Genel düzeni bozmadığı sürece herkes kendi içersinde özgür hareket edebilir" anlayışının bu sözleşmede bulunması, çağının çok ötesinde bir anlaşma ve vahiy kaynaklı olduğuna delil olarak gösterilebilir.

 

Başka bir maddede "Yahudilerin dinleri kendilerine, Müslümanların dinleri kendilerine" şeklinde açıklama vardır. Bu madde de çağın çok ilerisinde bir yaklaşımdır. Kendinden olmayanı düşman ve tehdit olarak gören ve yok etmeye çalışan, tek tip insan yetiştiren kültür, 20. yüzyılın ideolojisidir.

 

20 Yüzyılda Tek Tip Kişilik

 

Hangtinton'un kültürler savaşı teorisine göre batı medeniyeti üstün ırk, diğerleri ise değişip batıya benzemesi gereken ötekiler olarak kabul edilir. Beyaz Anglo Sakson Protestan (WASP) ırk özne olmuş, dünya da özne olmayı terk edip nesne olmuştur. Aynı durum ülkemiz için de geçerlidir.

 

Cumhuriyetin başında kendi kültürel benliğini bırakan Türk milleti özne olmaktan vazgeçerek batıya nesne olan ve onu taklit eden kültür haline geldi. Devletin resmî ideolojisi, "batı kültürüne benzemek modernliktir; benzememek gericiliktir" tarzında sunuldu. Fakat bu kimlik halkla doku uyuşmazlı­ğı yaşadığı için toplum kabul etmemiştir. Bir tarafı doğu diğer tarafı batı olan karışık bir kimlik.? Bu durum kültür politikalarında devrim olmayacağını gösterdi. Bu günkü sıkıntıların kaynağı bunlardır.

 

SONUÇ

Anadilde eğitim yapıldığı zaman sanki ulusal dilde eğitim yapılamayacakmış gibi algılanıyor. Bu yanlış.

Dil konusunun dinle bir paket olarak düşünülmesi gerekir. Din, dilin Molla Kasım’ıdır.

Lisan yönünden onlara bu hürriyetleri vermemiz, hem dinin hem de insanlığın görevidir diye düşünürüz. Ancak siyaset buna hazır görünmüyor. Bu demokratik eksikliğin giderilmesi gerekir. Hürriyetler adaleti, adalet de bağlılığı getirir, geri döner. Nefes alsın ki, sana da teşekkür edebilsin. İşte huzur ve barışı, demokratlığı yine din öneriyor. Bu;Üzerinde düşünülmesi gereken bir “makuliyet” olacak ve onu 30. isyandan uzaklaştıracaktır.

Siz de yüreğinize sorun bakalım. Demokratlığınızın sınırını korkularınız mı belirliyor? Yoksa inanç ve adaletiniz mi?

Onları, şu kahrolası ikinci sınıf vatandaş görmekten kurtulabilecek misiniz?

Kardeşliğe kabul edebilecek misiniz? İşte bu, sizin hem insanlığınızın ölçüsü, ve hem de imanınızın ölçüsü olacaktır.

Yüreğiniz kadar müslüman ve yüreğiniz kadar adaletli olabilirsiniz. Onun için taş yürekli olmayın. Çünkü “din merhamettir”-hadis.

Meydan sizin!..


Facebook Facebook Digg Digg Google Google Del.icio.us Del.icio.us
YORUM YAPIN SÖZ SİZDE!
Rafet.K.
Osmanlı Bakış Açısı..
"Osmanlı, tebeasına dil mi öğretti? Ya da din mi dayattı. “La ikrahe fiddin” -Dinde zorlama yoktur- dedi ve adil vergi ve mahkemeyle onları kültürlerinde serbest bıraktı." Tamamen bu yaklışım olmalı Katılıyorum size,
avukat arif
makul, makul, makul, toplumlar makulde barışırlar, dayatmalarda değil!
ahmet bey, siz kürt olmadığınız halde böylesine radikal, her şeye rağmen adaleti hiç bir şeyden etkilenmeyen bir yazar olarak sizi tebrik etmeme lütfen izin verin. gazetenin de bunu basması takdire şayan sayılmalı. onlara da teşekkür ederim. adalet ve doğru, sağlam etkili fikirler, fikirlerin serbestçe tartışıldığı ortamlarda neş ü nema bulur. zaten büyük mütefekkirler de serbest ortamlardan çıkmışlardır. bir ibni rüşt, imamı azam, farabi, ibni sina, gazali, mevlana, yunus, hep serbest ortamların yetiştirdiği şaheserlerdir. ibni Rüşt'ün Batı'da yarattığı doğru islam anlayışını kimse sağlıyamamıştır. gaye anlaşıldı umarım. işte açıklık ve hür fikirlerin adalet ve sizin deyiminizle makule doğru yol almaları beklenebilir. at gözlüklü dar fikirler toplumun bütün kesimlerini rahatsız ediyor. haklısınız bu günkü sıkıntıların kaynağı da bu zaten. din ve dili bir paket olarak sunma görüşünüz sosyolojik olarak süper güzellikte. umarım yeni anayasa da da din ve vicdan hürriyeti güzel bir noktaya gelir ve islam ve müslüman rahatlar. din de insan içindir(sizin görüşünüz) ben de katılıyorum. şu medine sözleşmesinin tam metnini ya da sosyolojik tam yorumunu sizden alabilirsek çok memnun olurum. herkes te istifade eder. devlet büyükleri şüphesiz biliyordur fakat halkın da bilmesi, "demekki benim dinim çok anlayışlıymış, ben ne yapıyorum", demesi çok önemli, toplumsal barış sizin deyiminizle "sosyal şizofreniden toplumsal empatiye" geçiş için onları aydınlatmak ve pkk kızgınlığını bertaraf etmek gerekiyor. cumhuriyet onları kesti, ilahi adalet bu sefer tersine tecelli etti. dedenin yediği erikten torunun dişi kamaşırmış. işte olan da bu. sizin yorumunuzla sosyolojik olarak bir kimlik itirazı sayılabilir. insanlar en çok dillerini kaybetmekten korkarlarmış. israil ithal edeceği malın adını üzerine ibranice yazdırmadan ithal etmiyor. isveç te sınıfta 5 kişi varsa ona kendi dili bir şekilde veriliyor. bu bağımsızlığa gider mi. irlandalılar dillerine itiraz ettiler. uyanık bir ingiliz vali ingilizceyi mecbur tuttu. ve irladalıların ana dili bilenleri %30 a düştü. bunu anlayıp savaş verdiler. dediğiniz gibi osmanlı din, dıl ve ırkı serbest tuttu. düşük vergi ve adalet ile mecelleyi alt hukukta bile serbest bıraktı ve 40 eyalete ulaştığında yine titretiyordu. "serbest ol fakat benim yanımda dur" dedi. ve halkların bir çoğu bununla müslüman oldu. biz burnumuzun dibindeki adamı inandıramıyoruz, onlar adaleti ile kavimleri müslüman ettiler. o kadar hoca var yine de din bir yere gitmiyor. dinini bilmiyor. siz önemli bir noktaya işaret ediyorsunuz ve dinin müsamahadan yana olduğunu söylüyorsunuz, zekat yazınız da da güzel vurgularınız var, bunları hocalar bilmez. ALLAH kaleminize kuvvet ve adalet versin ve sizi cömertçe ödüllendirsin. eminim o ödülleri de kürt ve türk (sahi siz hacca gittiniz mi)o zaman bütün müslümanlarla paylaşırsınız. sizi şahsen de tanımak isteriz. büyüdükçe küçülünürmüş. sizin de tevazunuzu ve insan ve onun iman ederek kutulması aşkınızı fark ediyor ve takdir ediyorum. iman olmayınca insan boş bir torba gibi olur. işte onu doldurmak sizlerin görevi. bunun ecri hudsuz hesapsızdır. ALLAHa emanet olunuz. sevgi ve saygılarımla...


Adınız (Yorumda görünecek) :
Başlık :
Yorumunuz :
Güvenlik Kodu :    
 

Diğer Yazıları
 
 
Diger anketlerimiz için tıklayın...
Gazete Oku
Türkiye geneli yol durumu hakkinda güncel bilgiler
 
Lütfen haber arşiv tarihi seçiniz.
 
devamsızlık uyarısı, trafik kazaları, hırsızlar, halk eğitim kurs, şanal seyahat, pusu, kayıp işadamı, kıriehir ak parti, viraj, M, kırşehir ağır ceza reisi, kırşehir pazar, kırşehir emn, muzaffer aslan, kırşehir ğiittm, kırşehir vekil, jimnastik, toplantı. referandum, akçakent , kırşehir bunalımda, ikinci el oto, İL BAŞKANLIĞI, Belediye, basın toplantısı, konut, kırşehir yeşim erden, unutulmuş para, başvuru süresi, kırşehir dolu yağışı, valilik,
 
© Copyright 2010 AnadoludanHaberler.Com
Her hakki saklıdır.
Css Design Group - Hakki KILIÇASLAN