Bu yazı 12 Ekim 2010, SALI 11:23:02
eklenmiştir. 305 kez okunmuştur.
Yazar : M. Hayrettin ERDEMLİ
Havaların aniden soğuması ile bir anda 30- 40 yıl geçmişe gittim. Tv nin, elektriğin olmadığı o uzun kış günlerinin samimi sohbetlerini hatırladım.
Havaların aniden soğuması ile bir anda 30- 40 yıl geçmişe gittim. Tv nin, elektriğin olmadığı o uzun kış günlerinin samimi sohbetlerini hatırladım. Dedikodunun olmadığı esprili siyasetin konuşulduğu, kalplerin kırılmadığı, birbirine saygıda kusur edilmediği, büyüğün küçüğün belli olduğu, herkesin haddini bildiği, sadece sohbetin olduğu kermenin ve tezeğin yakıldığı ocaklı köy odalarını hatırladım.
Köyde saat dokuz dahi olmadan uyunurdu genelde. Tabi kolay değil. Sabah horozlar ötmeden kalkmak gerek. Tan yeri ağarmadan işlerin birçoğu bitmiş olmalı. Yatakta üzerine gün doğan evde bet bereket olmaz, rızk sabah dağıtılır derler. İnek sağılıp sığıra sürülecek. Bey tarlaya gidecek. Sıcaklar bastırmadan biraz ekin biçmeli. Beyin sofrası kurulacak. Çocukların karnı doyurulup okula hazırlanacak. Komşunun kış ekmeği var ona gidilecek. Geç kalmamak gerek ayıp olur. Temizlik, bulaşık, evin önünü süpürmek var daha. Araya sıkıştırmak gerek. Çamaşır daha sonra. Hele komşunun ekmeğine yardım edelim. Çamaşırın işi zor. Halı, kilim, kirliler toplanıp ta dereye gidilecek. Yıkanıp kurutulup geri getirilecek. Allahtan Bey azığını kendi götürdü. Birde tarlaya azık götürmek vardı. Daha ağır temizlenip yapma yapılacak ama o bu güne yetişmez yarına kalsın.
Gelelim beye.
Sabahın alaca karanlığında tırpanı sırtlayıp karşı dağın yamacındaki tarlanın yolunu tutar, kendi gidip gelmesi ile yaptığı patikayı gecenin karanlığında zor seçmektedir. Ufkun beyazlığından tarlayı görür ama. Tarla uzak varıncaya kadar ortalık aydınlanın gün bastırmadan ne biçebilirse o kar güneş tepeye çıkınca çalışmak zor olur.
Öğle yemeği, öyle uykusu, sigara ve çay molası derken güneş hükmünü yitirir bir gayretle bir evlek daha biçer. Gün batımında tırpanını, bohçasını toplayıp evin yolunu tutar.
Bunca işi bir gününe sığdıran ev halkı uzun kış gecelerinde sobanın başında oturmayı iple çeker. Yorgun vücutlar akşam yemeğinin ardından sıcağı görmesiyle gevşer ağırlaşır.
Duvardaki 14 numara gaz lambasının solgun ışığında çocuklar kürsünün etrafında o günün ödevini yapmakla meşguldürler anne gündüz yaptığı onca işin yorgunluğunu unutmuş yırtık elbiselerin söküklerini ve iliklerini dikiyor.
Bey ceketini omzuna alarak köy odasının yolu tutar, girişte ayakkabıları düzelten gelenlerin paltolarını alıp takan çocuklar karşılar.
Kendisinden önce gelen birkaç kişi sedir üzerindeki minderlere kurulmuş çaylarını yudumlamaya başlamışlar bile daha gelecek üç beş kişi vardır. Onlar gelmeden koyu sohbete başlanmaz hele bazı mukallit adamlar vardır ki onsuz hiç olmaz. Bu sohbetlerde dedikodu, riya, nifak, kalp kırıcı politika hiç olmaz samimi yapıcı gülmenin ve eğlenmenin dışında hiçbir konuşma olmaz zaten o tür konuşmalara meyil edilmediği gibi fırsatta verilmezdi. Kapının önünde bekleyen iki üç genç çocuk ise saygıdan dolayı hiç oturmazlar çayları dağıtmak ve su ihtiyacı olanlara su vermekle meşgul olurlardı her ne şekilde olursa olsun sohbete girmezler konuşmalara hiç katılmazlardı.
Yatsı namazını kılanların gelmesi ile oda biraz daha kalabalıklaşır, sobaya atılan kermenin sıcaklığı ile ceketlerde çıkardı, yanan kermenin kokusu ile sobanın üstündeki çay kokusu birbirine karışır odayı doldururdu. Bir iki saatlik sohbetin ardından oda dağılır herkes evine giderdi.
Şimdi evin hanımı saat 10'da caddeden geçen araba kornası ile homurdanarak uyanıyor. Çalan araba kornasına beddua ederek çayın suyu koyup yumurtayı haşlıyor. Saat 11'de gün parasını ve ekmek parasını aldıktan sonra beyi kahveye gönderip, güne gitmek için giyeceği kıyafetleri çıkartıyor. Bir yandan kıyafetini giyerken bir yandan da tv'deki izdivaç programlarını izlemeyi ihmal etmiyor.
Evin beyi kahvede yeşil beşliyi beklerken hanım efendi günde toplanan bayanlarla akşam izleyecekleri dizileri birbirine anlatıyor, kocasının aldığı yeni ev eşyalarını sayıyor.
Bir diğeri yeni 3G'li cep telefonunun özelliklerini anlatırken hemen yanındaki boynundaki yeni kolyesini göstermek için gömleğinden bir düğme daha açıyor. Köşedeki bayanın gösterecek bir şeyi olmadığı için oturduğu apartmandaki kadınların, kızların yediğinden, içtiğinden, kaçta gidip, kaçta geldiğinden, giyiminden, kuşamından tutunda akşama ne pişirdiğine varıncaya kadar anlatıyor.
İşte böyle.
Nerden nereye?...