Bu yazı 31 Ocak 2011, Pazartesi 09:32:18
eklenmiştir. 893 kez okunmuştur.
Yazar : M. Hayrettin ERDEMLİ
Sebebi ne olursa olsun, sık sık düzeltilen sözlerin altında yatan gerçek sebep, DOĞRU DÜŞÜNMEMEK tir… Hatta hiç düşünmemek… Bunlar, ya iyice düşünülmeden konuşulmuş sözlerdir ya da duygusallığın aklı bastırdığı anlarda ağızlardan çıkanlardır…Özellikle son zamanlarda bu düşünme özürlülük çok yaygınlaştı.
Sebebi ne olursa olsun, sık sık düzeltilen sözlerin altında yatan gerçek sebep, DOĞRU DÜŞÜNMEMEK tir… Hatta hiç düşünmemek… Bunlar, ya iyice düşünülmeden konuşulmuş sözlerdir ya da duygusallığın aklı bastırdığı anlarda ağızlardan çıkanlardır…Özellikle son zamanlarda bu düşünme özürlülük çok yaygınlaştı.
Öyleyse konuşmak için ağzımızdan önce beynimizi kullanmalıyız. Yani, önce düşünmeli, sonra konuşmalıyız… Yetmiyorsa, bir daha, bir daha düşünmeli ve sonra söz söylemeliyiz.
Aksi halde, yanlış anlaşılan sözler üzerine kurulan düşünce dünyası çürük temellere oturtuluyor demektir. Böylece, “bilgi sahibi olmaktan fikir sahibi olmak” garabeti gerçekleşiyor.
Başka bir ifadeyle, yanlış bilgi yanlış düşünmeyi üretiyor… Yanlış düşünce de başka yeni alışkanlıkları doğuruyor. Yanlış düşünceden yanlış bilgi, yanlış bilgiden de yanlış düşünce ürüyor.
Bugün ülkemizde yaşadığımız en üzüntü verici yanlışlık budur. Öce düşün, sonra konuş… Bu cümleyi en çok göreceğimiz bir yere asmalıyız… Düşünce üreten beynimiz de ağzımızdan yukarıda yaratılmıştır. Bu yaratılış bile, beynin ağzı denetlemesi gerektiğini göstermiyor mu?
Sözü güzelleştiren düşüncedir. Pascal, “İnsana büyüklük veren şey, düşüncedir” diyor. Aklımızın temel fonksiyonu olan düşünceyle başka varlıklardan ayrılıyoruz ve üstünleşiyoruz. Fakat, onu gereği gibi kullanıyor muyuz?
Doğru düşünebiliyor muyuz?
Doğru düşünebilmek için ne yapmalıyız?
Doğru düşünebilmek için, doğru bilgilenmek gerekir. Doğru bilgilenmek konusunda samimi olmak gerekir.
Samimiyetle öğrenmek isteyen insan, okur, araştırır, dinler, gözlem yapar, sorar…
Ancak bütün bunlardan önce, doğru düşünmenin çok mühim bir ön şartı vardır. Doğru düşünmenin olmazsa olmaz ön şartı: ÖNYARGISIZ olmaktır…
İnsan eğer bir konuda doğru düşünceye ulaşmak istiyorsa, tarafsız bir biçimde ve hüküm vermeden işe başlamalıdır. Daha önceki yargılarından kurtulamayan ve ancak verdiği hükmü onaylatmak için uğraşan insan, doğru düşünemez.
Einstein'ın deyişiyle, “Önyargıyı ortadan kaldırmak, atomu parçalamaktan daha zordur.”
Bu zoru aşabilenler, cins kafalardır. Bunlardan biri olan Schiller, bir mektubunda şöyle der:
“Bulunduğumuz yerler ayrı, gerçek dünya ilişkilerinin gerektirdiği ayrım da büyük olunca, DÜŞÜNCE ALANINDA ÖNYARGILARA SAPLANMAYAN düşüncelerinizle aynı sonuçta buluşmamız, ne beklenmedik bir sevinç olacak!... Doğru düşünceyi, dolayısıyla başarıyı engelleyen önyargı niçin oluşur?
Önyargıyı oluşturan ya husumet, ya muhabbet, ya da çıkar düşünceleridir.
Gereksiz ve gerçeksiz korku ve evham da, katı önyargılar oluşturur.
Aşırı sevgi gözü kör eder. Özellikle kusurlar, sevgiyle bakana görünmez. Düşmanlık ve husumet ise, hep kötülükleri görür ve abartır.
İhtirasla bir çıkar peşine düşmüş açgözlü, hedefe gidişini zorunlu kılar önyargılar oluşturmaya ihtiyaç duyar. Düşünce sormak ve sorgulamakla gelişir, oluşur, mükemmelleşir. Bunun için de, insanın tam bir hürriyet içinde yaşaması şarttır. Düşünceyi geliştirecek ve doğrultacak bir önemli etken de, fikrin para etmesidir.
Marifet iltifata tabidir. Müşterisiz meta zayidir.
Tarihimizde ilim, fikir ve sanat eserlerinin altınla tartıldığı dönemler olmuş… Her bakımdan altın devirler… Bu bakımdan maddi ve manevi bir itibar makamı verilirse, doğru ve faydalı düşünce, kafaları yeniden aydınlatmaya ve bütün göz bağcıkları, sahtekarlıkları, aldatmacaları kovmaya başlayacaktır.